2 Nisan 2021 Cuma

UĞRAŞSIZ UĞRAŞLAR

 

                    UĞRAŞSIZ UĞRAŞLAR

       Eyledim teftiş gülzar-ı hayat-ı su-be-su

       Her gül-i şevkinde bin bir har-ı mihnet gizlidir  

                                       (Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı)

     Bu hayat denen gül bahçesinin her tarafını inceden inceye araştırdım

     Şevk içinde açan her bir gülün ardında bin bir mihnet dikeninin gizli olduğunu gördüm

   Hepimiz duymuşuzdur şu soruyu:”Hayatın bir film olsa hangi film olurdu?” Buna verilecek binlerce cevap varken verilmeyeceklerin arasında olanlardan birinin de “Parazit” filmi olduğu kanısındayım. Kısaca değinmek gerekirse film, hayat denen bu serüvenin zıt iki ucunda yaşayan iki ailenin kesişmesini\zorla kesiştirilmesini ele alıyor. Şimdi “Fakir olmamayı istemeyi  bir nebze hepimiz anlarız da zengin kısımda olmamak neden tercihimiz olsun ki” fikri aklımızın bir köşesinden geçerken ufak bir spoiler vererek “akıbetimizin ne olacağını kim bilebilir ki” demek istiyorum.

   Kore sinemasını gündeme taşıyan Parazit filmi, 4 Oscar ödülü kazanan ve 250 milyon dolardan fazla hasılata ulaşan 2019 yapımı bir film. Bu filmde aşırı derecede belirgin bir zengin-fakir ayrımı var. Çekim açılarıyla dahi bu ayrımı gösteren film, Seul gerçeğini de apaçık yüzümüze vuruyor. Günümüz gerçekliğinin yansıtıldığı hakikat, insanı düşüncenin dehlizlerine çekiyor. Zenginlerin iyi\saf, fakirlerin kurnaz olduğu tezini yaşamın getiri\götürülerine bağlayan yönetmen;”zayıfa bir vuran da zayıftır” teziyle acizliğimizi suratımıza vuruyor. Zenginliğin getirdiği dertsizlik, tasasızlık, hayatın altın tepside sunulması elbette hayata karşı tozpembe gözlüklerden bakmaya iter. Fakat bu rahatlık ve rehavetin sonucunun H.G. Wells’in Zaman Makinesi kitabındaki Eloiler gibi olmaklığa götüreceği fikri aklımdan çıkmıyor değil. Ama hayat denen bu var olma savaşında her an uğraş içinde olmaklığın da illa kurnazlığa götürmesi gerektiği fikrine de karşı olduğumu söylemeden edemeyeceğim.

   Süreç içinde her iki hatta her üç tarafı da tutan kesimin aksine ahlaki yönelimim beni en başından beri, filmin sonunda da vurgulanan “emeksiz yemek olmaz” tezinde sabit kıldı. Seviye farkından ari(uzak), saf insan olması hasebiyle karşımızdakine davranışımız mutedil şekilde olsa eminim ki insanlık olarak çok yol kat etmiş olacağız. Bunu yapmak gerçekten o kadar zor mu!

   Teknolojik gelişmeler vesilesiyle çok önde gördüğümüz Batı medeniyetinin kültürel, toplumsal, psikolojik açıdan medeniyet olmaktan uzak ve yetersiz olduğunu görmeye başladık ama geç açılan gözlerimizle aynı akıbeti paylaşmaz inşallah eylemlerimiz… Farkındalık en zor aşamalardan biri ama bunu ef’allerimizle desteklemedikten sonra bir adım dahi ileriye gidemeyeceğimiz de çok açık. Kuran ve hadislerle desteklenen “Mümin havf ve reca(korku ve ümit) arasında yaşayandır” kaidesince umutlarımız da biz var olduğumuz sürece var olacaktır.

Dikotomik(ikicil) yapının yekvücut olmasının ardındaki tek yolun İslam olduğunun zihinlere kazınılması temennisiyle…

      Berceste                                                                              

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Peki, senin düşüncen ne?

ACIMAK MI, ACI DUYMAK MI?

                                      Acı duymak mı, yoksa acımak mı?  İnsan, kendini ne zaman rahat hisseder? Şahit olduğu bir olay karşısı...