İSLAMDA KADIN
Nevres selîm-ü pâk gelip gitmedir hüner.
Yohsa cihana günde bin âdem gelir gider.
Geçmişten günümüze süregelen acı kurallardan
biridir bir şeye sahip olduktan, onun bizim olduğunu anladıktan sonra ona
verdiğimiz değerin düşmesi. Bunun farklı bir versiyonu da kendimizi
bildiğimizden beri sahip olduğumuz şeylerin sanki hep bizim kalacakmış gibi
olduğunu düşünmemizdir. Bunun çok basit bir örneği vücut azalarımız: Varlık
zamanı bizimle denk düşen elimiz üzerinde hak sahibiymiş gibi davranır veya
önceden olduğu gibi sonrasında da hep bizimle olacakmış gibi hayatımızı sürüp
gideriz. Aslında çok basit bir şeymiş gibi algılıyoruz bir el’e sahip olmayı
fakat yokluğu varlığına galip gelmeden bir an evvel değeri anlaşılmalı!
Değer konusuna geniş bir açıdan baktığımızda
toplumsal değerleri, onun merkezinde de aileyi görüyoruz. Bizim bu dünyada var
olmamız için vasıta kılınan anne-babamızı hayatımızın neresine koyuyoruz?
Nokta-i nazarımız farkındalıkken ve Hz. Peygamber’in(as) kendisine sorulan “Ya
Resulullah, iyi davranılmaya en çok layık olan kimdir?” sorusuna “Annen, annen,
annen, sonra baban” cevabından hareketle bu konuya değinmek gerek elbet.
Sevdiğim şöyle bir söz var: “Anne, kalbini çocuğunun kalbine akıtır tek bir
kalbe dönüşmesi için.” Söz ruha dokunur, en çok da sevdiğimiz\muhabbet
duyduğumuz insanların sözleri bizi biz kılar. Anne-babanın halleri ve sözleri
çocuğun ruhuna ilmek ilmek dokunur ve onu şekillendirir. Ama maalesef bize
yerleştirilen o öze sahip çıkma konusunda büyük sıkıntılar yaşıyoruz şu
sıralar. Haber kanalları kadına şiddet veya kadın cinayetlerinden geçilmiyor. Özü merhamet olan dinin müntesipleri olarak
bazı vasıflarımız sadece kâğıtlarda mı kalıyor!
Medeniyetlerin büyük etkiye sahip kurucu
unsurlarından biri de dindir. İslam dininde kadına bakışı şöyle mütalaa
edebiliriz: Araf suresi 189. ayette: “O sizi tek bir nefisten yarattı ve
kendisiyle durulup yatışması için ondan eşini var etti…” Tevbe suresi 71.
ayette: “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler…” Yani
kadın ve erkek birbirinin mütelazımı, tamamlayıcılarıdırlar. Kadın sevgilidir,
eştir, annedir. Cennet, annelerin ayaklarının altına serilmiştir. Kuran’da
“kadınlar” manasına gelen “Nisa suresi”, hakkını arayan kadının olayını anlatan
“Mücadile suresi” ve birçokları bulunur. Çokça ayette kadınlarla ilgili
hususlar yer alır.
İslam görüntüsü altında ortaya atılan ve
asla İslam’la bağdaşmayan eylemlerin hakikatini Kur’an ahlakına sahip Peygamber
Efendimizde(as) görürüz. Onun yaşayışı bize kılavuzluk ederken; değil kadına
şiddeti, bir hayvana bile kötü muameleyi Müslüman mefhumuna yakıştıramayız.
Mekke fethine giderken annesini emen yavru köpekler rahatsız olmasın diye
ordunun yolunu değiştiren, böyle bir hassasiyete sahip Efendimizin yanlış
rivayetlerle bağdaştırılması akıl tutulması değil de nedir!
Özümüzden
kopuş ve ilerici Batıya özenme tekaddüm kisvesi altında bizleri çok gerilere
götürüyor. Bizim hayatımızın gayesi hakikat peşinde olmaktır, müsvedde
yığınlardan bir parça olmaktan bir adım öteye gidememek değil. Yazının
başındaki beytimize geri dönelim, bakın Sakızadalı Osman Nevres nasıl söylemiş:
Bu dünyaya geldiğin gibi temiz ve güzel gelip
gitmektir marifet; yoksa bu köhne değirmene günde binlercesi gelir, gider.
Berceste
