HAYAT SAHNESİNDE YÖNETMEN OLMAK
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Şeyh Gâlib
Girişi bir berceste beyitle olan yazıdan daha
güzel ne olabilir ki diyerek Şeyh Galib’in şerhine başlayalım:
Hoşça bak kendine ki kainatın özüsün sen.
Bütün yaratıkların gözbebeği olan insansın sen.
Peki insanın
alamet-i farikası nedir? Yani onu biricik, alemin özü kılan özellik nedir? Bu
soru ekseninde mantığa geçiş yapıyor ve oradaki insan tanımına bakıyoruz:
“İnsan, hayvan-ı natıktır.” –Unutulmamalıdır ki oluş sürecinde her şey
birbirinin mütelazımıdır ve bir üst tabakada daima alt tabaka
mündemiçtir.- Yani “İnsan, konuşan
hayvandır.” Konuşmak da kelimeler vasıtasıyla gerçekleşen düşünsel bir
harekettir. Asıl varmak istediğim nokta yani tüm bunların merkezinde yer alan
temel kavram akıldır. Var oluşun sonraki
aşaması bunun dışarı vurumudur yani fikri ve ameli davranışlarımızdır. Düşünmek
yolda olmaktır. Biz aklımızla gaybi aleme ulaşma çabamız ölçüsünde varız ve
değerliyiz. Aksi takdirde somut alemde düşünsel ve ameli pratiklere sıkışmış etrafı görünmez
demirlerle çevrili bir hapishanede buluruz kendimizi.
Ameli boyut ise
bizim yaşantımızı devam ettirecek, kolaylaştıracak şeyleri yapmamızdır. Bizi
biz yapan eylemlerimizdir, eylemlerimiz de karakterimizi oluşturur böylece
benliğimiz eksenindeki oluşum tamamlanır. Yani ben bir şeyi yaparım ve onun
sonucundan yine ben sorumlu olurum. Yıllardır tartışılagelmiş bir konu olan
kader meselesine de bu açıdan bakmak gerekir. Fakat kader deyince insanların
aklına ilk şu soru gelir: “Kader varsa ve her şey kaderde yazılıysa biz kukla
gibi zorunlu olarak o yazılı şeyi yapmış oluyoruz. Ben, bile isteye yapmadığım
şeyden niye ceza alayım?” Bu çok mantıklı bir soru çünkü sonuç nedene bağlıdır
ve bir şeyden sorumlu olmak için onun faili olmak gerekir. Kader meselesi de
aslında aynı düzlemde gerçekleşir fakat “her şeyin bilgisine zamansız olarak
sahip olan yüce bir varlık” fikri aklımızı karıştırıyor olabilir. Şu örnekle
izah etmeye çalışalım: Ben, yazarı Furkan olan bir kitabı okuyup bitirdim
sonrasında arkadaşım da aynı kitabı okurken kitaptaki ana karakterin o sırada
ne yapacağını birden söyledim. Şimdi ben ana karakterin ne yapacağına karar
vermiş ve onu yönlendirmiş mi oldum? Hayır, sadece ben o kitabı daha önce
okuyup ana karakterin ne yapacağını önceden öğrenmiştim yani o kitabın yazarı
olmadan ne yapacağını bilebilmiştim. Aynı olayı kendi üzerimizde
canlandırdığımızda anlıyoruz ki Allah zamansal değerlerin üzerindedir, onun
için geçmiş de yoktur şimdi de gelecek de. Ayriyeten onun bilgisi her şeyi
kuşatıcı olduğundan gelecekte benim herhangi bir seçimimi bilemeyecek olması da
mümkün değildir.
Ey alemin özü olan insan! Sana atfedilen yüce değerler karşısında sorumluluktan artık kaçma. Sen bu kitabın hem yazarı(dolaylı olarak) hem ana karakterisin, o satırları sonucundan memnun kalacağın şekilde doldurmayı unutma! Çünkü hesap günü herkese anlatılacak güzel bir hikayeye sahip olmayı kim istemez ki…
Berceste
