GÜLEN AĞLAMAZ
Mutluluk
yaşarken bile kendimizi neden kötü hissederiz?
Hayatımızın
herhangi bir evresinde başardıklarımızdan dolayı sevindiğimiz olay karşısında
veya arkadaş ortamımızda gülmenin dozunu azıcık aştığımızda sevincimizi
kursağımızda bırakan “Fazla güldük,
başımıza kötü bir şey gelecek” hitabına maruz kalırız. Bu söz neden
söylenir ki? İnsanların gerçekten kötü bir şey olacağından korktukları için mi,
yoksa mutluluğumuzu çekemedikleri için mi? Ne zaman bu sözü duysam aklıma büyük
sosyolog Zygmunt Bauman’ın ‘Yaşam Sanatı’ adlı kitabında sorduğu “Mutluluğun nesi kötü?” sorusu gelir aklıma.
Mutluluk
ve hüzün birbirinin zıttıyken ikisini bir arada düşünmek ne kadar doğrudur? Bir
odanın hem soğuk hem sıcak, bir meyvenin hem elma hem ayva olmayacağı gibi
mutluluk ve hüzün de aynı anda bulunmayan duygulardır. Hüzün de güzeldir elbet
mutluluk da. Fakat mutluluğun yaşandığı an için hüzün, hüznün yaşandığı an için
mutluluk birer yanlıştır. Hele yakalanmış bir mutluluğun yanında yer alan her
mutsuz düşünce çok büyük bir yanlış kümesidir. Bauman fikrimizi desteklemek
için yine çıkıyor karşımıza ve; “Mutluluk,
yanlışın bulunmayışının eş anlamlısı değil midir?” diyor. Yazarımız
mutluluğun güzelliğinden ve hata barındırmaz bir duygu olduğundan bahsediyor
mutluluktan korkan yüreklere.
Peki,
bu bahsini ettiğimiz “Fazla güldük,
başımıza kötü bir şey gelecek” sözü nereden geliyor? Belki de tam her şeyi
düzelttik derken tesadüfen başımıza gelen kötü olaylardan dolayı bu şekilde
düşünüyordur bu sözü edenler. Belki de mutluluğu çok görüyorlardır kendilerine.
Mutsuzluğa mahkûm sanıyorlardır kendilerini. Ne haddime yaşamak bu güzel anı,
ne haddime havayı ciğerlerime huzurla çekmek, ne haddime gözlerimden yaş gelene
dek gülmek diyorlardır. Öyle ya boşa mı demiş diyenler gülmenin ardında ağlamak
olduğunu. Mutlu olmak için çabalayacak gücü olmayanlar bahaneler ardına
saklanıyordur belki kim bilir. Seviyordur melankoliyi olamaz mı? Belkilere bir
yenisini ekleyelim. Belki de çocukluğu, gençliği, orta yaşı boyunca her mutlu oluşunda
mutsuz edilen, her hayali suya düşürülen, her beklentisi karşılıksız kalan
insanların genellemesinden türemiştir bu tabir. Acı ama olur mu olur.
Peki,
geçmişte yaşadığımız olumsuz deneyimleri bu güne aktararak sevincimize gölge
düşürmek sizce ne kadar doğru? Tüm yaşamımızı geçmişteki kötü deneyimlerimizle
senaryolaştırıyoruz. O zaman böyle olmuştu, şimdi de öyle olacak diyoruz. Ve bu
düşünce kalıbı da bir kılçığın boğaza yapıştığı gibi her sevincimize yapışıyor.
Ne kurtulabiliyoruz ne de yutkunup sindirebiliyoruz evhamımızı.
İstemeyerek
de olsa hayatımızın her anına korku virüsü yayıyoruz. Bu virüs ruhumuza
işleyerek benliğimizde, kafamızın ta içinde hüküm sürüyor. Doğamız gereği ruh
halimize göre davranmaya başlıyoruz. Ruhumuzda da korku hüküm sürdüğü için en
küçük mutluluğumuzda hüküm sürenin kararlarına boyun eğmek zorunda kalıyoruz.
İstenmeyen
olaylar her zaman yaşanabileceğini unutmayalım. Mutluyken kötü bir haberin
pençesine düşebiliriz, başka bir zamanda. Bu pençeden de ancak sebat gösterip
geçici olduğunu düşünerek kurtulabiliriz. Mutlu oluyoruz diye kötü olaylar
olacak değildir. Mutlu olmaktan korkmamalıyız. Mutlu oldukça istenmeyen
olayların azalacağını görmüş oluruz. Ruhumuzu korku virüsüne değil, umut
frekansına teslim etmeliyiz. Etrafımıza umut kokularını yaymalıyız.
Mutluluğa
koşarak gidenlerden olmak dileğiyle.
Bayram

