mutsuzluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutsuzluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2020 Cuma

GÜLEN AĞLAMAZ

 


GÜLEN AĞLAMAZ

Mutluluk yaşarken bile kendimizi neden kötü hissederiz?

Hayatımızın herhangi bir evresinde başardıklarımızdan dolayı sevindiğimiz olay karşısında veya arkadaş ortamımızda gülmenin dozunu azıcık aştığımızda sevincimizi kursağımızda bırakan “Fazla güldük, başımıza kötü bir şey gelecek” hitabına maruz kalırız. Bu söz neden söylenir ki? İnsanların gerçekten kötü bir şey olacağından korktukları için mi, yoksa mutluluğumuzu çekemedikleri için mi? Ne zaman bu sözü duysam aklıma büyük sosyolog Zygmunt Bauman’ın ‘Yaşam Sanatı’ adlı kitabında sorduğu “Mutluluğun nesi kötü?”  sorusu gelir aklıma.

Mutluluk ve hüzün birbirinin zıttıyken ikisini bir arada düşünmek ne kadar doğrudur? Bir odanın hem soğuk hem sıcak, bir meyvenin hem elma hem ayva olmayacağı gibi mutluluk ve hüzün de aynı anda bulunmayan duygulardır. Hüzün de güzeldir elbet mutluluk da. Fakat mutluluğun yaşandığı an için hüzün, hüznün yaşandığı an için mutluluk birer yanlıştır. Hele yakalanmış bir mutluluğun yanında yer alan her mutsuz düşünce çok büyük bir yanlış kümesidir. Bauman fikrimizi desteklemek için yine çıkıyor karşımıza ve; “Mutluluk, yanlışın bulunmayışının eş anlamlısı değil midir?” diyor. Yazarımız mutluluğun güzelliğinden ve hata barındırmaz bir duygu olduğundan bahsediyor mutluluktan korkan yüreklere. 

Peki, bu bahsini ettiğimiz “Fazla güldük, başımıza kötü bir şey gelecek” sözü nereden geliyor? Belki de tam her şeyi düzelttik derken tesadüfen başımıza gelen kötü olaylardan dolayı bu şekilde düşünüyordur bu sözü edenler. Belki de mutluluğu çok görüyorlardır kendilerine. Mutsuzluğa mahkûm sanıyorlardır kendilerini. Ne haddime yaşamak bu güzel anı, ne haddime havayı ciğerlerime huzurla çekmek, ne haddime gözlerimden yaş gelene dek gülmek diyorlardır. Öyle ya boşa mı demiş diyenler gülmenin ardında ağlamak olduğunu. Mutlu olmak için çabalayacak gücü olmayanlar bahaneler ardına saklanıyordur belki kim bilir. Seviyordur melankoliyi olamaz mı? Belkilere bir yenisini ekleyelim. Belki de çocukluğu, gençliği, orta yaşı boyunca her mutlu oluşunda mutsuz edilen, her hayali suya düşürülen, her beklentisi karşılıksız kalan insanların genellemesinden türemiştir bu tabir. Acı ama olur mu olur.

Peki, geçmişte yaşadığımız olumsuz deneyimleri bu güne aktararak sevincimize gölge düşürmek sizce ne kadar doğru? Tüm yaşamımızı geçmişteki kötü deneyimlerimizle senaryolaştırıyoruz. O zaman böyle olmuştu, şimdi de öyle olacak diyoruz. Ve bu düşünce kalıbı da bir kılçığın boğaza yapıştığı gibi her sevincimize yapışıyor. Ne kurtulabiliyoruz ne de yutkunup sindirebiliyoruz evhamımızı.

İstemeyerek de olsa hayatımızın her anına korku virüsü yayıyoruz. Bu virüs ruhumuza işleyerek benliğimizde, kafamızın ta içinde hüküm sürüyor. Doğamız gereği ruh halimize göre davranmaya başlıyoruz. Ruhumuzda da korku hüküm sürdüğü için en küçük mutluluğumuzda hüküm sürenin kararlarına boyun eğmek zorunda kalıyoruz.

İstenmeyen olaylar her zaman yaşanabileceğini unutmayalım. Mutluyken kötü bir haberin pençesine düşebiliriz, başka bir zamanda. Bu pençeden de ancak sebat gösterip geçici olduğunu düşünerek kurtulabiliriz. Mutlu oluyoruz diye kötü olaylar olacak değildir. Mutlu olmaktan korkmamalıyız. Mutlu oldukça istenmeyen olayların azalacağını görmüş oluruz. Ruhumuzu korku virüsüne değil, umut frekansına teslim etmeliyiz. Etrafımıza umut kokularını yaymalıyız.

Mutluluğa koşarak gidenlerden olmak dileğiyle.


Bayram

5 Aralık 2020 Cumartesi

BAŞARMANIN TEHLİKELERİ


BAŞARMANIN TEHLİKELERİ

Başarılı olmanın tehlikelerinden kendimizi korumanın ilk adımı, başarılı olmak için veya başarılı olurken kazandığımız ve kaybettiğimiz seçenekleri bilmekten geçer. İstediğimiz konuda başarılı olmak için bazen hırslı olmaktan, bazen mükemmeliyetçi davranmaktan bazen de bencilce davranmaktan geri durmayız. Peki bunlar bize neler kaybettirir?

Hırslı olmak hayatımızda bizi motive edip, başarılarımızda daha pekiştirici bir unsur olsa da; iş hayatımızda, eğitim hayatımızda, sosyal çevremizde bu duyguda aşırıya kaçtığımız zaman hem kendimize hem de çevremizdekilere olumsuz bir etki yaratabiliyor. Hırslı bir insan olmak çoğu zaman elimizde olmayıp küçükken bize öğretilen bir duygudur. Nasıl mı?: Küçükken anne ve babamız bizi ‘Karnendeki notların hepsi beş olacak, bu sene bu sınavı kazanmalısın, komşumuzun çocuğu şurayı kazandı’ gibi sözlerle bizi motive etmiş gibi gözükseler de aslında farkında olmadan bize, aşırıya kaçınca ilerdeki hayatımızda zarar göreceğimiz bir duygu kazandırıyorlar. Bunun sonunda başarı hedeflerimizin çıtasını sürekli daha yükseklere çıkaracağımız için, ulaşamadığımız her bir başarı için tekrar tekrar üzüleceğiz.

Mükemmeliyetçi olmak bir çoğumuza olumlu bir davranış gibi gözükse de bunda da aşırıya kaçınca bizi hastalıklı bir birey olma ihtimaline düşürebilen bir özelliktir. Hata yapmaktan korkacağımız için risk almaktan kaçıp hayatın çoğu yerinde geri kalmamıza sebep olacaktır. Her hata bir tecrübedir, her tecrübe bir bilgidir. Mükemmel olmaya çalıştıkça farkında olmadan kendimize gerçek olmayan yüksek standartlar koyup, kendimizi sürekli eleştirmek zorunda kalacağız. Bu da aslında bizleri mutlu etmekten çok üzecektir.

Bencilce davranmak bizi yalnızlığa ve mutsuzluğa götürecektir. Sebebi de sürekli büyüyecek olan egomuzun empati yapma özelliğimizi yok edecek olmasıdır. Böylece etrafımızdaki insanları anlayamayacağımızdan dolayı yalnız ve mutsuz kalırız.

Elde ettiğimiz başarıların bizi başarısızlığa mahkum etmemesi dileğiyle.


Bayram 

 

ACIMAK MI, ACI DUYMAK MI?

                                      Acı duymak mı, yoksa acımak mı?  İnsan, kendini ne zaman rahat hisseder? Şahit olduğu bir olay karşısı...