hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2020 Çarşamba

2021 UMUT TAKVİMİ

 


2021 UMUT TAKVİMİ

 

Birçok zorlukla boğuştuğumuz bir yılı geride bırakıyoruz. Her yıl olduğu gibi kendimize yeni hedefler koyuyoruz. Çoğu zaman yerine getiremesek de hedeflerimizin olması çok güzel. Hiç değilse yapmak istediklerimizi biliyoruz ve bunların farkındayız. Ben de bu yazımda 2021 yılı için koyduğum hedefleri sıralayacağım:

 

1.      Eğitim Hedeflerim: Şuana kadar okumak isteyip de bir türlü fırsat bulamadığım kitaplar okuyacak ve KPSS’ye çalışılıp atanacağım.

-          Şimdilik on kitap belirledim:

Elmamlılı Hamdi Yazır - Hak Dini Kur’an Dili

Michel Foucault - Bilginin Arkeolojisi

Emile Durkheim - Dini Hayatın İlkel Biçimleri

Michel Foucault - Kelimeler ve Şeyler

Anthony Giddens - Mahremiyetin Dönüşümü

Zygmunt Bauman - Bireyselleşmiş Toplum

Jack Weatherford - Cengiz Han

Soner Yalçın - Kara Kutu

Zülfü Livaneli - Konstantiniyye Oteli

Adam Fawer – Olasılıksız

 

-          KPSS çalışırken planlı bir yol izlemek başarının anahtarıdır.

 

2.      Aktivite Hedeflerim: Listemde yer alan ama izleyemediğim filmleri izleyeceğim. Bunlardan beş tanesini sıralayayım:

The Piano Teacher

The Matrix

İki Bacaklı At

Eşkıya

Mucize 2

 

3.      Kişisel Hedeflerim:

-          İlk hedefim beni üzen ve duygularıma karşılık bulamadığım kişiyi hayatımdan ve düşüncelerimden çıkarmak.

-          Arkadaşlarımla yaptığım doğa kamplarını devam ettirmek.

-          Ara sıra sırt çantamı ve bisikletimi alarak tek başıma yaptığım seyahat aktivitelerimi sürdürmek.

-           Uzun süredir ara verdiğim diksiyon kursuna başlamak.

-          Huzurevi ziyaretlerini devam ettirmek.

 

4.      Spor Hedeflerim:

-          İlgi duyduğum masa tenisi hakkında eğitim almak.

-          Her gün düzenli olarak (yarım saat de olsa) bisiklet sürmek.

-          Rutinleşen haftalık halı saha maçlarını devam ettirmek.

 

5.      Gezi hedeflerim: 2020’de pandemi dolayısıyla ertelediğim Avrupa turunu gerçekleştirmek.

 

İnsanlar hep bir şey yapmak ister ama yapmak istediklerinin bir sınırı ve listesi olmadığı için onları ertelerler. Birileri hep kitap okumaktan bahseder mesela ama okumazlar ya da bir başkası şu filmleri izleyeyim diye onları kafasında kodladığını zanneder ama izleyemez. Bir başkası hobi edinmek ister ama hep yapmamak yahut ertelemek için bahaneler üretir.

Siz de hedeflerinizi yorum kısmına yazabilirsiniz.


Bayram

25 Aralık 2020 Cuma

GÜLEN AĞLAMAZ

 


GÜLEN AĞLAMAZ

Mutluluk yaşarken bile kendimizi neden kötü hissederiz?

Hayatımızın herhangi bir evresinde başardıklarımızdan dolayı sevindiğimiz olay karşısında veya arkadaş ortamımızda gülmenin dozunu azıcık aştığımızda sevincimizi kursağımızda bırakan “Fazla güldük, başımıza kötü bir şey gelecek” hitabına maruz kalırız. Bu söz neden söylenir ki? İnsanların gerçekten kötü bir şey olacağından korktukları için mi, yoksa mutluluğumuzu çekemedikleri için mi? Ne zaman bu sözü duysam aklıma büyük sosyolog Zygmunt Bauman’ın ‘Yaşam Sanatı’ adlı kitabında sorduğu “Mutluluğun nesi kötü?”  sorusu gelir aklıma.

Mutluluk ve hüzün birbirinin zıttıyken ikisini bir arada düşünmek ne kadar doğrudur? Bir odanın hem soğuk hem sıcak, bir meyvenin hem elma hem ayva olmayacağı gibi mutluluk ve hüzün de aynı anda bulunmayan duygulardır. Hüzün de güzeldir elbet mutluluk da. Fakat mutluluğun yaşandığı an için hüzün, hüznün yaşandığı an için mutluluk birer yanlıştır. Hele yakalanmış bir mutluluğun yanında yer alan her mutsuz düşünce çok büyük bir yanlış kümesidir. Bauman fikrimizi desteklemek için yine çıkıyor karşımıza ve; “Mutluluk, yanlışın bulunmayışının eş anlamlısı değil midir?” diyor. Yazarımız mutluluğun güzelliğinden ve hata barındırmaz bir duygu olduğundan bahsediyor mutluluktan korkan yüreklere. 

Peki, bu bahsini ettiğimiz “Fazla güldük, başımıza kötü bir şey gelecek” sözü nereden geliyor? Belki de tam her şeyi düzelttik derken tesadüfen başımıza gelen kötü olaylardan dolayı bu şekilde düşünüyordur bu sözü edenler. Belki de mutluluğu çok görüyorlardır kendilerine. Mutsuzluğa mahkûm sanıyorlardır kendilerini. Ne haddime yaşamak bu güzel anı, ne haddime havayı ciğerlerime huzurla çekmek, ne haddime gözlerimden yaş gelene dek gülmek diyorlardır. Öyle ya boşa mı demiş diyenler gülmenin ardında ağlamak olduğunu. Mutlu olmak için çabalayacak gücü olmayanlar bahaneler ardına saklanıyordur belki kim bilir. Seviyordur melankoliyi olamaz mı? Belkilere bir yenisini ekleyelim. Belki de çocukluğu, gençliği, orta yaşı boyunca her mutlu oluşunda mutsuz edilen, her hayali suya düşürülen, her beklentisi karşılıksız kalan insanların genellemesinden türemiştir bu tabir. Acı ama olur mu olur.

Peki, geçmişte yaşadığımız olumsuz deneyimleri bu güne aktararak sevincimize gölge düşürmek sizce ne kadar doğru? Tüm yaşamımızı geçmişteki kötü deneyimlerimizle senaryolaştırıyoruz. O zaman böyle olmuştu, şimdi de öyle olacak diyoruz. Ve bu düşünce kalıbı da bir kılçığın boğaza yapıştığı gibi her sevincimize yapışıyor. Ne kurtulabiliyoruz ne de yutkunup sindirebiliyoruz evhamımızı.

İstemeyerek de olsa hayatımızın her anına korku virüsü yayıyoruz. Bu virüs ruhumuza işleyerek benliğimizde, kafamızın ta içinde hüküm sürüyor. Doğamız gereği ruh halimize göre davranmaya başlıyoruz. Ruhumuzda da korku hüküm sürdüğü için en küçük mutluluğumuzda hüküm sürenin kararlarına boyun eğmek zorunda kalıyoruz.

İstenmeyen olaylar her zaman yaşanabileceğini unutmayalım. Mutluyken kötü bir haberin pençesine düşebiliriz, başka bir zamanda. Bu pençeden de ancak sebat gösterip geçici olduğunu düşünerek kurtulabiliriz. Mutlu oluyoruz diye kötü olaylar olacak değildir. Mutlu olmaktan korkmamalıyız. Mutlu oldukça istenmeyen olayların azalacağını görmüş oluruz. Ruhumuzu korku virüsüne değil, umut frekansına teslim etmeliyiz. Etrafımıza umut kokularını yaymalıyız.

Mutluluğa koşarak gidenlerden olmak dileğiyle.


Bayram

19 Aralık 2020 Cumartesi

BEN KAHRAMAN MYIM?


 


BEN KAHRAMAN MIYIM?

Hepimiz hayatta bir şeyler başarmak isteriz. İçinde yaşadığımız dünyada kendimizi bulmak ve kendi hikâyemizi yazmak için çaba sarf ederiz. Bir roman okurken ya da bir film izlerken kendimizi başkarakterin yerine koyup, olay örgüsünü kendi üzerimizden düşünür ve yaşarız. Çevremizin ilgi odağı olmak ve insanlardan olumlu dönütler almak isteriz. Peki, neden tüm bunlara ihtiyaç duyarız?

Cevabı çok basit aslında. Tek sebebi kendi hayat hikâyemizin başkahramanı olmadığımızdır. Hayatımıza odaklanamadığımız için başkalarının hayatına özeniriz. Yaşadığımız ve yaşayacağımız hikâyemizde kendi isteklerimizden çok,  başkalarının bizimle ilgili istekleri doğrultusunda yön veririz hayatımıza. Bizden başka var olan tüm hikâyelerin ve kahramanların amacı bizim hikâyemizi doldurmak iken hikâyemizin merkezine onları koyarız. Böyle yaptıkça kendimizden uzaklaşırız. Kendimizden uzaklaştığımız her an sevgiyi içimizde değil, başka kaynaklarda ararız ve bu durumda kendisine güvenmeyen bireyler haline geliriz. Kendimizi bir hiç gibi hisseder, hayatımızın herhangi bir döneminde çıkmaza girdiğimizde hemen bir kurtarıcı ararız. Bu durumda da ne kendi hikâyemizin başkahramanı ne de çevremizdeki hikâyelerin ilgi odağı olduğu bir kahraman oluruz. Biz nasıl kendi hikâyemizi yazar ve kendi hikâyemizin başkahramanı olabiliriz bir bakalım.

ü  1-Öncelikle herhangi bir sorunla karşılaştığımızda bir kurtarıcı aramak yerine, sorunumuzu kendimiz çözmeye çalışmalıyız. Bu da ancak kendimize güvenerek ve kendi benliğimizi, yeteneklerimizi, gücümüzü tanıyarak olur. Tabi ki sorunların üstesinden hemen gelemeyebiliriz. Ama kendimizi tanıdıkça inanın, sorunlar her geçen gün azalacaktır.

 

ü  2-Hayatımıza sahip çıkmamızın yollarından biri de bilgiyle olur. Bilgiyi nasıl toplamamız gerektiğini bilmeliyiz. Bu hususta devasa hazinelerimiz olmalı. Öyle bir hale gelmeliyiz ki her bilginin doğrusunu bilmek zorunda hissetmeliyiz kendimizi. Çünkü öğrenmek ve bilmek, belki de hiç göremeyeceğimiz yerleri görüp hiç tanışamayacağımız insanları tanıyarak bize rehberlik etmesini sağlayacaktır. Bilgi depomuz ne kadar dolu olursa o kadar çok kendimize güvenir, güvendikçe de kahraman gibi davranmaya başlarız.

 

ü  3-Tüm bunların yanında azim de gereklidir. Problemleri çözmede belki de en etkili silah azimdir. Ampulün bulunma hadisesini birçok kez dinlemişizdir. Defaatle süren denemeler sonucu elektrikli ampulden ışık elde edilmiş ve toplum aydınlatılmıştır.  Azim, insanı başarıya ulaştıran kıymetli bir anahtardır. Biz de kendi hayatımızı yaşamak istiyorsak problem çözücü olacağız. Azmedip başaranlar kendi hayat hikâyesinin başkahramanı oldular. Sıra bizde.

Sonuç olarak hayatta her türlü zorlukla karşılaşacağız. Belki sayısız hata yapacağız. Yaptığımız her hatadan bir ders çıkarttığımız sürece hata yapmanın çok da kötü olmadığını görmüş olacağız. Hatam yok diyenler hayatı bir köşeden izleyip hiçbir şey yapmayanlardır. İstersen figüran ol ama hayat perdesindeki yerini al. Seyirci değil, oyuncu olma vakti… 


Bayram 


ACIMAK MI, ACI DUYMAK MI?

                                      Acı duymak mı, yoksa acımak mı?  İnsan, kendini ne zaman rahat hisseder? Şahit olduğu bir olay karşısı...