HÂRE(DİKENE) SU VERMEK
Ârızın yâdıyla nemnâk olsa müjgânım nola,
Zâyi olmaz gül temennâsıyla vermek hâre su.
(Fuzuli)
Çoğu zaman hayatımızın tekdüzeliğinden yakınır, farklı şeylerin olmasını ister yine de bu isteği fiiliyâta dökmeyip aynı şeyler üzerinde yaşamımızı sürdürür gideriz. Bu yakınma tarihin farklı zamanlarında, farklı kişilerce çeşitli şekillerde, kelimelerde yansımasını bulmuştur. Mesela şöyle diyordu Tanpınar: “Her şey bir sonsuzlukta birbirinin tekrarıydı.” Ama hayatın bize sunduklarına biraz da haksızlık ediyoruz gibi gelmiyor değil bazı zamanlar. Halil Cibran bunu derinlerde hissedebileceğimiz bir örnek sunuyor bizlere:
Adam fısıldadı: ''Tanrım konuş benimle.''
Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı.
Sonra adam bağırdı:
''Tanrım konuş benimle.''
Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Ama adam dinlemedi onu.
Adam etrafına bakındı ve,
''Tanrım seni görmeme izin ver'' dedi.
Ve bir yıldız parladı gökyüzünde.
Ama adam farkına varmadı.
Ve yüksek sesle haykırdı:
''Tanrım bana bir mucize göster.''
Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.
Ama adam bunu bilemedi.
Sonra çaresizlik içinde sızlandı:
''Dokun bana tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla, ne olur! ''
Bir kelebek kondu adamın omzuna.
Ve adam kelebeği, elinin tersiyle uzaklaştırdı...
Görmeyi sadece göze indirgediğimizden beri aslında çoğu şeye kör kaldığımızın farkında değiliz gibi duruyor. Hayatın akışında duymayı kulakla, hissetmeyi dokunmakla, tad almayı dille bağdaştırdık ama bunların dışında gönlümüzü yok saydık ve somut tarafımızı besledikçe soyut tarafımız tükendi gitti. İlgisizlik bu hayatta her şeyi yok edebiliyor şayet biz manevi tarafımızı kaybedersek aslında hiçbir şey kazanmış olacağız.
Hayata bakışımız bizi biz kılıyor. Şayet menfi pencereden bakarsak sahip olduklarımız dahi yok hükmünde kalır ama müsbet bir bakış, sahip olduklarımızın ötesinde bir mefhumu bize katacağından bir sonsuzluk alanı içinde mutluluğu da her daim beraberinde getirecektir. Her günün doğuşu, seher yeli, yıldızlar, bir kuşun ötüşü, evrenin her saniye uyum içerisinde varlığını sürdürmesi... Mesela bir gülümseme tüm günün güzel geçmesi için yeterli bir sebep değil mi sizce de? Unutulmamalı ki herkes kalbinin renginde yaşar hayatı ve herkes kalbinin rengini bulaştırır etrafındakilere.
Farklı bir açıdan bakarsak şer diye addettiğimiz şeylerde bile sonradan çıkan hayr bize umutsuzluğa düşmememiz konusunda rehberlik ediyor. Zaten güzel şeylere varmak da zorluklardan, imtihanlardan geçmekle olmaz mı? Veya değerli şeylere ulaşmak zorlu yollardan geçiyor diye hemen ondan vaz mı geçeceğiz? El-cevap vuslatımız ne kadar meşakkatliyse bizim nezdimizde o denli kıymetli oluyor. Burda sözü Fuzuli’ye bırakıyor ve başlangıçtaki beytimizi günümüz Türkçesiyle bir kere daha yad ediyoruz:
“Ey sevgili! Senin yanağını anınca kirpiklerim ıslansa buna hiç şaşılır mı?
Elbette böyle olacak, çünkü gül isteyen dikenleri de sular.
Senin gibi bir gülün açması için dikene su vermek lüzumsuz değildir.”
BERCESTE