ne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2020 Perşembe

SAHİP OLDUKLARIMIZ NE KADAR YETERLİ?

 

SAHİP OLDUKLARIMIZ NE KADAR YETERLİ?

Belki de dünyanın en zor ama sahip olunca en güzel duygusu olan yetinme duygusuna, bir pencere açmak istedim. Bu yazıya başlamadan önce kendime iyice sordum ‘ben yetinme duygusuna sahip miyim?’ diye. Hepimizin kendine sorduğu, anlatmaktan kaçındığı ama yalnız kalınca vicdan muhasebesi yaptığı anlarda kendine defalarca sorduğu soru ‘ben elimdekilerle yetiniyor muyum?’  Gerçekten elimizdekilerle yetiniyor muyuz yoksa hep daha fazlasını isteyerek, kendimizi, ihtiyacımız olmadığı halde tüketim ve alışveriş çılgınlığı sistemine mi kaptırdık.

İstediklerimize sahip olduğumuz halde neden mutlu olamıyoruz? Çünkü neye, ne kadar sahip olursak olalım biz elimizdekilerle yetinmeyi bilmiyoruz. Elimizdekilere tamah ettiğimiz zaman kendimizi mutlu hissederiz. Ayrıca bu, bir çok konudaki beklentilerimizi imkanlar seviyesinde tutmamızı sağlar. İmkanlar dahilinde olan beklentilerimiz ise bize geçilmesi daha kolay, daha basit ve daha rahat olan bir zihinsel eşik oluşturma konusunda yardımcı olur. Böylece bizler kendisini daha mutlu hisseden ve kendisiyle barışık yaşamayı bilen insanlar haline geliriz.

Yetinebilme, tüketim çılgını birey olmaktan kurtarır bizi. Ama yetinme duygusu bizi tembel olmaya götürmemeli. Elimizdekilere tamah edeceğiz diye tembel bir insan olup çıkmayalım. Yetinebilme, bizim mutlu ama standartları bize uygun bir hayat yaşamamızı sağlar. Unutmamalıyız ki olgun insan, sahip oluklarını sevip, elindekini fark eden ve daha iyisine sahip olmak için çabalayandır. Ne istediğimizi bilerek onun için çaba göstermeliyiz. Hayata boyun bükmeden elimizden geleni yapıp, sahip olduklarımızla mutlu olarak, daha iyisine sahip olmak için çabalamamız lazım.

Yetinme duygusu tek başına olursa bizi tembelliğe, azim ile beraber olursa bizi başarıya götürür. Aynı şekilde, azim duygusu da tek başına olursa bizi hırsa, yetinme ile beraber olursa başarıya götürür. Yetinme, yerinde saymak, azim ise hırsa kapılıp açgözlü olmak değildir. Bazen yetinmek hayatın olumsuz taraflarına direnerek elindekiyle mutlu olmaktır. Daha fazlasını istememek değildir, elindekini severek daha fazlası için çabalamaktır. Sadece istemek değil, isteyerek çabalamaktır yetinmek. Daha iyisine sahip olmak için gayret etmeyi, mücadele etmeyi kabul etmek yetinmediğimiz anlamına gelmez. Mücadele eden olmayı bilmektir yetinmek.

NE DUYMAK İSTERİZ?

 

NE DUYMAK İSTERİZ? 

İyi sözler duymak hep mutlu etmiştir bizi. Yüreğimize iyi gelen bir söz bekleriz hep. Ve sadece iyi söz duyduğumuz, her hatamızda, hatamızı düzeltmek yerine bizi destekleyen bize yol göstermek yerine bize pembe hayaller satan kişileri her daim daha çok sevmiş ve hayatımızda onlara daha çok yer vermişizdir. Çünkü biz gerçeklerden çok, bizi anlık rahatlatacak şeyler isteriz. Gerçeklerden uzak, bizi yalanlarla bile olsa mutlu eden insanlar ararız. Ondandır ki kötü günümüzde yanımızda birini bulmada zorlanırız. Çünkü biz iyi gün dostu biriktirmiş, hayatın toz pembe tarafıyla kendimizi avutmuşuzdur.

Dostumuzdan veya herhangi bir arkadaşımızdan olumsuz ya da hoşumuza gitmeyen bir söz duyduğumuzda, söylenen sözün doğruluğunu ve yanlışlığını düşünmek yerine söylediği olumsuz söze odaklanırız ve söylenen sözü kendi kafamızda tartmadan reddederiz. Olumsu söz söyleyen kişinin ise sözünü yanlış da olsa hiç tartmadan koşulsuz kabul ederiz. Biz de biliriz doğruya doğru, yanlışa yanlış denmesi gerektiğini ama biz kendimizi toz pembe hayata ve her daim gerçeklerden uzak yaşamaya alıştırıp hayatın zevklerine odakladığımız için doğru da olsa hoşumuza gitmeyen sözü reddeder, yanlış da olsa hoşumuza giden her sözü sorgulamadan kabul ederiz.

Her zaman, her koşulda, her ortamda sorgusuz sualsiz övülmek ve onaylanmak isteriz. Yanlış bir hareketimize, kabul görmeyen düşüncelerimize veya doğru olmayan sözümüze olan herhangi bir uyarıyı eleştiri olarak algılar, sorgulanmayan ve eleştiri süzgecinden geçmeyen her hareketimize ve yaşantımıza olan övgüyü mutlak doğru söz kabul ederiz. Doğru eleştirilere karşı cephe alır, yanlışa sürüklenmede devam etmeyi bir mücadele zanneder, yanlışlarımızın farkına varmayı daha çok erteleriz ve bunu da zafer olarak algılarız.

Hayatta yaptığımız her hareket, söylediğimiz her söz kabul görmek zorunda değildir. Bazen eleştiriler, uyarılar gelecek ve biz bunları alıp kendi hayat süzgecimizden geçirip haklı eleştiri ve uyarıları dikkate alacağız. Hiç dinlemediğimiz, dikkate almadığımız tavsiyeler, uyarılar ve nasihatlerin değerini daha sonra anlayıp ah vah etmemizin anlamı yok. Onun için dikkate almalıyız. Özellikle dostlarımızın ve yakın çevremizin yaptığı uyarıları sevgi süzgecinden geçirip sevgi ile yoğurmalıyız.

Sonuç olarak hepimiz hepimizi eleştiriyoruz. Hatta bazen öyle bir hal alıyor ki eleştirilerimiz bitmeyen bir rekabet içinde oluyor. Bundan dolayı hiç birimizin eleştirisi genellikle hedefe varmıyor ve bir işe de yaramıyor. Eleştirilerimizin ve uyarılarımızın faydalı olabilmesi için onu sevgi ile sunmak ve o konuda karşımızdakini kırmamaktır. Dost olarak, karşımızdakinin iyiliği için gerektiğinde eleştirilerimizden kaçınmayacağız kırmayarak, gücendirmeyerek, kendimizden uzaklaştırmayarak.

Atalarımızın ‘Dost acı söyler.’ Sözünü unutmamalıyız. Eğer hayatımızda bizi eleştiren bir dostumuz yoksa, ya da dost dediğimiz kişi, bize her daim eleştiriden ve uyarıdan uzak cümleler kuruyorsa o hiçbir zaman dost olmamıştır bize. Unutmayalım ki dost her zaman güzel şeyler değil yeri gelince acı da söyler.

 

Bayram 

 

ACIMAK MI, ACI DUYMAK MI?

                                      Acı duymak mı, yoksa acımak mı?  İnsan, kendini ne zaman rahat hisseder? Şahit olduğu bir olay karşısı...