DOSTUM DİYEBİLİR MİYİM SANA?
|
D |
ost… İnsanın her türlü haline katlanan ve kimseye göstermediği
toleransı karşısındakine gösteren; olaylar karşısında tavsiye vererek değil de
her daim yanında olarak varlığını hissettiren insana verilen sıfat. Peki, dost
kelimesine her zaman böyle iyimser mi bakmalıyız? Yoksa en zayıf noktamızı
bilip bizi oradan vuran ve Müslüm Baba’nın da dediği gibi ‘bizi çukura iten dostlar’ sözünü
aklımıza getirip bu acı gerçeği de aklımızın bir köşesine yerleştirmeli miyiz?
Dosta güvenmek olması gereken şey midir yoksa büyük bir yanlış mı?
Ben dost kelimesine iyimser bakamıyorum. Beraberce bir
düşünelim isterseniz. Dost ne için vardır? Evet, dediğiniz gibi, her anımızı; yani
hüznümüzü, sevincimizi, yalnızlığımız ve nice halimizi paylaşabilmek için
vardır. Bu durumda dost kelimesi ihtiyaçtan kaynaklanan bir sıfat bildirimi
olmuş olur. Biz dostu kendi kalemimizde nasıl betimlersek (hangi ihtiyacımızın
boşluğuna doldurursak) o şekilde yanımızda istiyoruz. Kimi zaman arkadaş, kimi
zaman abi, kimi zaman abla… Bu betimleme bizi dostlar çukuruna daha da itip
beyhude bir çırpınmaya sebep olur. Dost edindikçe dostun bağımlısı olur, ona bağlandıkça
da kendimizi acizlik koğuşuna hapsederiz. Tek başımıza başaramadığımız ya da
üstesinden gelemediğimiz konular için bir başkasına anlatma ihtiyacı duyarız. İhtiyaç
duydukça hemen telefona sarılır, dost dediğimiz kişiye bir şeyler anlatırız.
Anlattıkça karşımızdakine karşı savunmasız kalırız. Çünkü en zayıf noktamızı
anlatmaktan çekinmeyiz. Bu bazen bize sığındığımız bir liman, yanında kendimizi
güçlü hissettiğimiz bir dağ, kendimizi yalnızlıktan kurtardığımız bir ada,
hatta başarı naraları attığımız bir savaş olarak bile gelebilir. Dolayısıyla
dost, sadece kendimizi aciz hissettiğimiz zaman karşımızdakine verdiğimiz
sıfattır.
Bazen olur ki, kendimize kader ortağı ararız. Bizimle gülüp bizimle hüzünlenen birilerini. Aslında eskiler ne güzeldi değil mi? Dostun dost, düşmanın düşman olduğu zamanlar. Şuan neden bu haldeyiz peki? Bana sorarsanız eğer, ben bunu iki sebebe bağlıyorum
Yanında olduğumuzu hissettirdiğimiz kişiye fark ettirmeden de gerçek karakterimizi bir kenara koyup çıkar peşine düşmekle yerle bir ederiz dostlukları. Bir taraf dostluk peşindeyken diğer tarafın çıkar peşinde olduğu yerde dostluk diye bir kavramdan söz edemeyiz.
Eskiler hâl ehliydi, biz ise dil ehli bile değiliz.
Birbirimizi dinleyip anlamak yerine konuşmak için sıramızın gelmesini bekliyoruz.
Her zaman duyarız ‘aynı dili konuşmak’ tabirini.
Aynı dili konuşsak ne fayda, birbirimizi dinleyip anlamadıktan sonra. Sorun
aynı dili konuşmak değil, dinleyip anlayabilmektir.
Dostça
yaşamak, dostça yaşlanmak ve dostça kalmak ümidiyle...
Bayram
