dost etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dost etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2020 Çarşamba

DOSTUM DİYEBİLİR MİYİM SANA?

 



DOSTUM DİYEBİLİR MİYİM SANA?


D

ost… İnsanın her türlü haline katlanan ve kimseye göstermediği toleransı karşısındakine gösteren; olaylar karşısında tavsiye vererek değil de her daim yanında olarak varlığını hissettiren insana verilen sıfat. Peki, dost kelimesine her zaman böyle iyimser mi bakmalıyız? Yoksa en zayıf noktamızı bilip bizi oradan vuran ve Müslüm Baba’nın da dediği gibi ‘bizi çukura iten dostlar’ sözünü aklımıza getirip bu acı gerçeği de aklımızın bir köşesine yerleştirmeli miyiz? Dosta güvenmek olması gereken şey midir yoksa büyük bir yanlış mı?

Ben dost kelimesine iyimser bakamıyorum. Beraberce bir düşünelim isterseniz. Dost ne için vardır? Evet, dediğiniz gibi, her anımızı; yani hüznümüzü, sevincimizi, yalnızlığımız ve nice halimizi paylaşabilmek için vardır. Bu durumda dost kelimesi ihtiyaçtan kaynaklanan bir sıfat bildirimi olmuş olur. Biz dostu kendi kalemimizde nasıl betimlersek (hangi ihtiyacımızın boşluğuna doldurursak) o şekilde yanımızda istiyoruz. Kimi zaman arkadaş, kimi zaman abi, kimi zaman abla… Bu betimleme bizi dostlar çukuruna daha da itip beyhude bir çırpınmaya sebep olur. Dost edindikçe dostun bağımlısı olur, ona bağlandıkça da kendimizi acizlik koğuşuna hapsederiz. Tek başımıza başaramadığımız ya da üstesinden gelemediğimiz konular için bir başkasına anlatma ihtiyacı duyarız. İhtiyaç duydukça hemen telefona sarılır, dost dediğimiz kişiye bir şeyler anlatırız. Anlattıkça karşımızdakine karşı savunmasız kalırız. Çünkü en zayıf noktamızı anlatmaktan çekinmeyiz. Bu bazen bize sığındığımız bir liman, yanında kendimizi güçlü hissettiğimiz bir dağ, kendimizi yalnızlıktan kurtardığımız bir ada, hatta başarı naraları attığımız bir savaş olarak bile gelebilir. Dolayısıyla dost, sadece kendimizi aciz hissettiğimiz zaman karşımızdakine verdiğimiz sıfattır.

Bazen olur ki, kendimize kader ortağı ararız. Bizimle gülüp bizimle hüzünlenen birilerini. Aslında eskiler ne güzeldi değil mi? Dostun dost, düşmanın düşman olduğu zamanlar. Şuan neden bu haldeyiz peki? Bana sorarsanız eğer, ben bunu iki sebebe bağlıyorum

                                                               


Yanında olduğumuzu hissettirdiğimiz kişiye fark ettirmeden de gerçek karakterimizi bir kenara koyup çıkar peşine düşmekle yerle bir ederiz dostlukları. Bir taraf dostluk peşindeyken diğer tarafın çıkar peşinde olduğu yerde dostluk diye bir kavramdan söz edemeyiz.

Çok duymuşuzdur bu hikâyeyi, “İki dost santraç oynuyormuş. Hamle yapılmayınca iki saat geçmiş üstünden. Biri dayanamayıp ‘Üstadım hamlenizi yapmayacak mısınız?’ diye sormuş. Diğeri de ‘Yahu üstad ben de sıra sende sanıyordum’ demiş.’’

Eskiler hâl ehliydi, biz ise dil ehli bile değiliz. Birbirimizi dinleyip anlamak yerine konuşmak için sıramızın gelmesini bekliyoruz. Her zaman duyarız ‘aynı dili konuşmak’ tabirini. Aynı dili konuşsak ne fayda, birbirimizi dinleyip anlamadıktan sonra. Sorun aynı dili konuşmak değil, dinleyip anlayabilmektir.

Dostça yaşamak, dostça yaşlanmak ve dostça kalmak ümidiyle...
 

Bayram








10 Kasım 2020 Salı

GÜVENDİĞİMİZ DAĞLARA KAR YAĞMASIN

 

GÜVENDİĞİMİZ DAĞLARA KAR YAĞMASIN


Hepimizin sahip olduğu ve inandığımız bazı değerlerimiz vardır. Kimimizin özenle sakladığı ve kimsenin erişmesini istemeyip zarar gelmesin diye başkalarına anlatmaktan ve göstermekten kaçınıp, sevdiği ve saydığı olayları, şahısları, ve fikirleri vardır. Bundandır ki hayatımıza insan almaktan korkarız ve deyim yerindeyse elekten geçirerek alırız. Bu elekten geçenlerin çok iyi kalanların ise çok kötü olduğunu göstermez. Her insanın kötü yanları ve iyi yanları vardır. Bazıları iyi yanlarıyla ön plana çıkarken bazıları ise tam tersidir. Hayatımıza aldığımız, kendisiyle güçlü bağlar kurduğumuz her insandan muhtemel zarar da görebiliriz, muhtemel fayda da.

Atalarımızın deyimiyle  İnsanoğlu çiğ süt emmiştir’ lafını hiçbir zaman unutmamamız lazım. En samimi olduğumuz insanla bile mesafemizi koruyabilmemiz gerekiyor. Çünkü dostumuz diye tabir ettiğimiz yani en yakınımız olan insan bile gün gelecek kendi menfaatleri için bizi sırtımızdan bıçaklamaktan geri durmayacaktır. Başkaları istediği hayalleri gerçekleştirecek diye menfaatlerinin piyonu olmak durumunda bulabiliriz kendimizi farkında olmadan. Bunun için kime ne kadar sırrımızı verdiğimize dikkat edeceğiz.

Evet hatasız kul olmaz. Ama hatasız kul olmaz diye de hatalarına göz yummak zorunda değiliz. Yapmamız gereken şey, dost bildiklerimizin hatasına ortak olmamak ve bizleri de kendi hatalarına sürüklemelerine engel olmaktır. Hatalarıyla sevmek hatalarına göz yummak değildir.

 Aslında biz fark edemesek te her bir dostumuza ve arkadaşımıza çıkarsız, karşılıksız yatırım yapıyoruz ve bilmiyoruz ki bu çıkarsız, karşılıksız yatırım çoğu zaman bize iyilik bilmezlik ve zarar olarak geri dönecektir. En güvendiğimiz kişiye karşı bu ihtimali göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Kiminle duygusal bağ ve kime çıkarsız ve karşılıksız yatırım yaptığımıza dikkat etmemiz gerekiyor.

Sırlarımızı genellikle güvendiğimiz ve dost dediğimiz kişilere anlatırız, anlatmakta da haklı nedenlerimiz vardır. Ama unutmamamız gerekir ki açtığımız her bir sırrımız için sırrımızı açtığımız kişiye karşı elimiz kolumuz bağlı, esir olma durumuna düşeriz. Yani açtığımız her bir sır bizim esir ve köle olma nedenimizdir. O kişiye karşı özgürlüğümüzü kaybettirir, o kişiye karşı artık bağımsız olmaktan çıkarır bizi. Kısacası sevdiğimiz ve güvenip dost dediğimiz kişilere bir şeyler sunmak zorunda değiliz, öyle bir zorunluluğumuz yok. Özellikle sırlarımızı açmak zorunda hiç değiliz. Kimseye karşı esir olmayalım ve özgürlüğümüzü kimseye karşı kaybetmeyelim. Yanlışıyla, doğrusuyla hayatımızı özgür irademizle ve hür olarak yaşamalıyız. Böyle olduğu zaman kimse sahip olduğumuz değerlere, fikirlere, şahıslara ve olaylara ne zarar verebilir ne de istemediğimiz herhangi bir olay meydana getirebilir.

Kısacası güvendiğimiz dağlara kar yağdırıp ta, çığda boğulmayalım.

 

Bayram 

ACIMAK MI, ACI DUYMAK MI?

                                      Acı duymak mı, yoksa acımak mı?  İnsan, kendini ne zaman rahat hisseder? Şahit olduğu bir olay karşısı...