İnsan, kendini ne zaman rahat hisseder? Şahit olduğu bir olay karşısında verdiği tepki insanı, ya vicdan azabına ya da gönül rahatlığına götürür. Kendimizle başbaşa kaldığımız vakit sürekli kendimizi sorgular ne yaptığımızı düşünürüz. Eğer ahlak değerlerimize ya da hayat felsefemize aykırı bir tavır sergilemişsek bu bizi vicdanen bir rahatsızlık yaşamamıza götürür. Aksi ise gönül rahatlığına götürür. Sorumuzun cevabı ise vicdan azabı çekmediğimiz her an kendimizi rahat hissedebiliriz.
Peki. Neden vicdan azabı duyarız, ya da bundan kurtulmak için ne yapıyoruz mesela? Bir çok duyguya sahip olduğumuz gibi acımak, acı duymak gibi bir duyguya da sahibiz insanoğlu olarak. Bazen yere düşerek, bazen kaza yaparak bazen istemediğimiz bir söz duyarak acı duyabiliriz. Bazen ise başta da söylediğimiz gibi şahit olduğumuz bir olaya verdiğimiz tepki, o an veya daha sonraları bizi acı duymaya götürebilir. Acı duyarız çünkü biz insanoğluyuz.
Peki. Acımak! Kendi acılarımızdan, benliğimizden, önceliklerimizden sıyrılarak başkasının içinde bulunduğu duruma üzülmek ya da vicdanen rahatsız olmak. Bu duygu başka duygularımızla kıyaslanabilir mi? Yaşadığın acı hangi acıdan daha küçük olabilir? İnsan içinde bulunduğu konum, hayat şartları, zorlukları itibariyle yaşadığı acı kendisi açısından en büyük acıdır. Ama buna rağmen çoğu zaman kendi derdine şükrederek başka dertlere acı duyabiliyor. Bu da insanın olmanın kadim özelliklerinden biridir. Peki bu kendi acını yaşamana engel mi? Tamam karşındakinin acısı da elbette kendi açısından en büyük acı olabilir ama bu kendi acınızın ondan kıyasla küçük olduğunu göstermez.
Acımızı, yaramızı, derdimizi yok sayarak çözüm üretmiş olmayız. Halının altına süpürdüğümüz, sonra atarız diye kenara sıkıştırdığımız, başka zamana veririm diye ayırdığımız her şey gibi bir gün ortaya çıkmaya mecbur, hakkında artık karar vermek için mağrurluğumuzu ellerimizle boğduğumuz öteleme anıları ve sancıları karşımızda buluruz. İnsan elbette insanına yolu gösterir. İçimizden bir ses her ne kadar yüksek sesle ‘anla, kabul et, sev, kucakla, bırak akışına.’ Dese de bizden bağımsız bize dost görünümlü düşmanımız çoğu zaman kolay yolu seçer ve süpürüverir. Oysa bırakıvermek ve kucaklamak süpürmekten her zaman daha iyidir. Duygularımıza nasıl baktığımız anahtar olsun bize. Öfke nefret acımak üzüntü hüzün…bunlar gerçekten kötüler mi? Yoksa sevinç mutluluk, özgürlük duyguları kadar bizim ve iyiler mi? Öyle değil mi sonuçta sevdiklerimize sarılır sevmediklerimizi görmezden geliriz. Peki görmüyoruz diye yok mudur?
Bayram Yaramış